1- Maddalena – Bellissima (1951)
Visconti’nin İtalyan Yeni Gerçekçilik dönemine damga vuran bu filminde Maddalena, Roma’nın yoksul mahallelerinden birinde yaşayan tez canlı bir anne. Küçük kızı Maria’nın oyuncu olup daha iyi bir hayat sürmesini istiyor. Cinecittà stüdyolarında açılan çocuk oyuncu seçmeleri onun için bir umut oluyor ve elinde avucunda ne varsa, tüm birikimini kızının seçmelere hazırlanması için harcıyor. Ancak zamanla kendi gençlik hayallerini çocuğu üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığını fark ediyor. Dolayısıyla annelik içgüdüsüyle başlayan bu yolculuk, kadının kendi içsel yüzleşmesine dönüşüyor. Maddalena, bir annenin fedakârlıkla hırs arasında nasıl gidip geldiğini çarpıcı şekilde gösteren bir karakter. Anna Magnani’nin olağanüstü performansı ise ona unutulmaz bir derinlik kazandırıyor.
2- Cesira - La Ciociara / Kızım ve Ben (1960)
Vittorio De Sica’nın yönettiği ve Sophia Loren’e “En İyi Kadın Oyuncu” Oscar’ını kazandıran bu sarsıcı filmde Cesira, savaşın ortasında kızını korumaya çalışan genç bir anne. İkinci Dünya Savaşı sırasında Roma’dan kaçıp köyüne dönmeye çalışan Cesira, on üç yaşındaki kızı Loretta’yla birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyor. Savaşın yarattığı fiziksel ve ruhsal travmaların, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığı bir dönemde Cesira, yalnızca bombalardan değil, insanlardan da kızını korumak zorunda. Film ilerledikçe Cesira’nın koruyucu tavrı ile kızı arasında bir çatışma oluşuyor. Anne-kız ilişkisi, savaşın getirdiği şiddet ve korku altında yeni bir biçim kazanıyor. Sophia Loren’in unutulmaz performansı, savaşın her türlü vahşetiyle yüzleşen bir annenin hikâyesini çarpıcı bir şekilde aktarıyor.
3- Aurora – Terms of Endearment / Sevgi Sözcükleri (1983)
James L. Brooks’un beş Oscar ödüllü bu etkileyici filminde Aurora, sinema tarihinin en özgün ve katmanlı anne karakterlerinden biri olarak çıkıyor karşımıza. Aurora eşini genç yaşta kaybetmiş ve o günden beri tüm dikkatini kızı Emma’ya yöneltmiş. Onunla kurduğu ilişki, klasik anne-kız dinamiğinin çok ötesinde.. O hem kıskanç bir anne hem de Emma’nın en yakın arkadaşı ve sırdaşı. Emma’nın evliliğine karşı duyduğu güvensizlik, aslında kızını paylaşamamasından kaynaklanıyor. Film boyunca Aurora, kendi hayatını yaşamaktan çok kızının hayatı için endişeleniyor ve ilişkilerinde kontrolü elinde tutmak istiyor. Terms of Endearment anne-kız arasındaki duygusal karmaşayı anlatış biçimiyle sinemanın unutulmazları arasında yerini aldı.
4- Chantale – J’ai tué ma mère / Annemi Öldürdüm (2009)
Xavier Dolan’ın hem yazıp hem de yönettiği bu çarpıcı filmde Chantale, ergenlik dönemindeki oğlu Hubert ile bir türlü iletişim kuramayan bir anne. Oğluyla ilişkisi çatışmalar, yanlış anlaşılmalar ve duygusal mesafelerle dolu. Film, klasik anne - oğul kalıbının ötesine geçerek, her iki tarafın da haklı olduğu, ancak bir türlü ortak zeminin bulunamadığı bir ilişki biçimi sunuyor. Chantale, oğlunun gözünde sürekli eleştiren, anlamayan, kısıtlayan biri; oysa kendi dünyasında yalnız ve sorumlulukları altında ezilen bir kadın. Film boyunca izleyici bu ikilinin hem çatışmasına hem de kırılgan bağlarına tanıklık ediyor. Dolan’ın şiirsel görselliği ve duygusal geçişleri, bu karmaşık anne-oğul ilişkisini unutulmaz kılıyor.
5- Eva – We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız (2011)
Lynne Ramsay’in roman uyarlaması olan bu karanlık yapımda Eva, sıra dışı bir annelik deneyimi yaşayan, karmaşık bir karakter. Gezgin ve özgür ruhlu bir kadın olarak, planlamadığı bir şekilde hamile kalıyor ve Kevin’ı dünyaya getiriyor. Kevin ise doğduğu andan itibaren annesine mesafeli, hatta düşmanca davranan bir çocuk. Eva, içten içe oğluna karşı bir yabancılaşma hissediyor ancak bu hislerini bastırmak zorunda kalıyor. Kevin’ın karanlık yönleri ortaya çıktıkça, Eva hem toplumun hem de kendi vicdanının yargısıyla baş başa kalıyor. Film boyunca Eva, “Bir çocuk kötü doğar mı?”, “Annelik içgüdüsel midir?” gibi sorular etrafında bir sorgulama yaşıyor. Annelik kavramını toplumun dayattığı normların dışına taşıyarak cesur bir anlatı kuran film. Tilda Swinton’ın muhteşem performansı ise, Eva karakterini sessiz ve devasa bir trajediye dönüştürüyor..
6- Mother – Madeo (2009)
Bong Joon-ho’nun bu unutulmaz filminde ismini bilmediğimiz bir kadın, zihinsel engelli oğlu Yoon’u hayatta tutmak ve korumak için her şeyi göze alan bir anne olarak karşımıza çıkıyor. Oğlunun bir cinayetle suçlanmasının ardından toplumun dışladığı, hor gördüğü bu çocuk için savaşmaya başlıyor. Anne karakteri, oğlunun masumiyetine olan inancıyla harekete geçiyor ancak bu inanç zamanla gözünü karartan bir amaca dönüşüyor. Gerçeğe ulaşmak için şiddete, yalana, hatta cinayete başvuran annenin kutsal bir fedakârlık uğruna hareket ettiği düşüncesi bir sorgulamaya dönüşüyor.
Hye-ja Kim’in oyunculuğu bir insanın psikolojik uçurumlarda nasıl gezinebileceğini ustalıkla gösteriyor.
7- Raimunda – Volver (2006)
Pedro Almodóvar’ın kadınlara ve anneliğe bir saygı duruşu niteliğindeki filmi Volver, Raimunda karakteriyle sinemanın en güçlü anne portrelerinden birini çiziyor. Raimunda, geçmişin travmalarını içinde taşıyan bir kadın. Babasının cinsel istismarından doğan kızıyla birlikte yaşıyor ve kocasının da kızına zarar vermeye kalkışmasıyla onu öldürmek zorunda kalıyor. Penélope Cruz’un canlandırdığı bu karakter; sevecenliği, kırılganlığı ve mücadele gücüyle hafızalara kazındı. Volver, anneliği yalnızca biyolojik bir bağ değil; emek, koruma ve affetme üzerinden tanımlıyor.
8- Betty – Not Without My Daughter / Kızım Olmadan Asla (1991)
Gerçek bir öyküden uyarlanan Not Without My Daughter, Amerikalı Betty’nin kızıyla birlikte İran’da mahsur kalmasını ve özgürlüğüne kavuşma mücadelesini konu alıyor. Betty, İranlı doktor eşi Moody ile kısa süreli bir memleket ziyaretine ikna oluyor ancak, İran’a vardıklarında kocası adeta başka bir karaktere bürünüyor ve Betty’ye ülkeye dönmeyeceklerini açıklıyor. Ailesiyle iletişim kurması bile engellenen Betty, kızıyla birlikte hapis hayatı yaşamaya başlıyor.
Film, Betty’nin kızını geride bırakmadan kaçabilmek için verdiği mücadeleyi anlatırken, kadın hakları ve bireysel özgürlükler üzerine de çarpıcı sorular ortaya koyuyor. Eleştirmenlerce Müslüman karakterleri tek boyutlu göstermesi nedeniyle tartışmalı bulunan film, güçlü bir anne figürünün hayatta kalma direncini etkileyici biçimde aktarıyor.
9- Diane – Mommy (2014)
Xavier Dolan’ın Cannes’da Jüri Özel Ödülü kazanan filmi Mommy, sınır tanımayan duygular, çatışmalar ve bağımlılıkla örülü bir anne-oğul ilişkisini tüm çıplaklığıyla beyazperdeye taşıyor. Film, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu olan 15 yaşındaki Steve’in, ıslah evine gönderilmektense annesi Diane’in yanına yerleştirilmesiyle başlıyor. Diane, geçim derdiyle boğuşan, yorgun ama pes etmeyen bir anne. Oğlunu sevmeye, korumaya, hayatta tutmaya çalışıyor. Ancak bu sevgi zaman zaman dizginlenemez bir yıkıcılığa dönüşüyor. Diane karakteri, sadece fedakâr bir anne değil; aynı zamanda sınır çizmeye çalışan, çaresizlik içinde kendi ayakta kalma savaşını veren bir kadın. Mommy, anneliğin kutsal bir kavram olmasının ötesine geçip, onu tutkulu, yorucu ve çelişkilerle dolu bir deneyim olarak resmediyor. Diane, sinema tarihindeki en dürüst, en çırılçıplak anne temsillerinden biri.
10- Adile Naşit - Yeşilçam’ın Annesi
Türk sinemasının en sevilen anne figürü hiç kuşkusuz Adile Naşit’in canlandırdığı karakterlerde hayat bulmuştur. Hababam Sınıfı serisindeki Hafize Ana’dan Bizim Aile’ye kadar birçok filmde, şefkatin, merhametin ve fedakârlığın sembolüdür o. Üvey oğlunu okula götüren, gizli gizli yemek taşıyan, yüreğindeki sevgiyi yüzünden hiç eksik etmeyen bu anne, Anadolu kadınının sevgiyle bezenmiş hali gibi. Gerçekte 14 yaşında kaybettiği oğlunun yasını bir ömür tutan Adile Naşit, bu acıyı rollerine öyle incelikle yansıttı ki, izleyicinin gözünde gerçek bir anneye dönüştü.
Yorumlar (0)
- Henüz yorum yapılmamış.












Yorum Yap