Gitmek mi Zor, Kalmak mı?

Yazılar

“Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu” yönetmen Dito Montiel’in gençliğine bir pencereden bakmak gibi. Fakat öyle herhangi bir yerden değil, New York’un çetin, zorlu arka sokaklarından bakmak…

Astoria, Queens’de geçen bir yaz boyunca yalnızca onun değil çevresindeki herkesin hayatını değiştiren bu hikayeyi diğer klişelerden ayıran bir özellik var; Dito dönüştüğü kişi olma yolunda yaşadıklarıyla ya da gidişinin ardından yüzleştikleriyle değil, geride bıraktıklarıyla yüzleştiğinde keşfediyor kendisini. Bu da filmi biraz umutsuz kılıyor aslında. Gitmenin pek de çözüm olmadığını anlamamızı istiyor gibi.

Film günümüze açılıyor, Dito’nun annesinden aldığı bir telefonla. Sonrasında Dito ile ilk kez tanışıyoruz. Bir taraftan sigara içiyor, diğer taraftan yazdığı bir anı kitabından dinleyicilere birkaç paragraf okuyor... İkinci tanışmamız ise gençliğine döndüğünde, Hellsgate Köprüsü önünde durmuş gözümüzün içine bakarken gerçekleşiyor. Kurduğu şu cümleyle anlıyoruz ki, aslında tüm hikâye tam olarak o an başlıyor.

“İsmim Dito ve ben bu filmdeki herkesi terk edeceğim.”

Hikayenin devamını sağlayan şey ise Dito’nun film boyunca babasından tekrar tekrar duyduğu şu cümle olacak; “Hiçbir yere gitmiyorsun.”

Dito babasına boyun eğmemiş görünüyor. Eninde sonunda hayalini kurduğu Kaliforniya’ya gidebilmiş. Bir yazar olarak yaşamını sürdürdüğü filmin ilk sahnelerinden anlaşılıyor. Fakat hikayeye dahil oldukça anlıyoruz ki; Dito’nun gitmiş olması, babasını haksız çıkarmaya yetmiyor. O aslında hiç bir yere gidebilmiş değil. Fiziken ailesinden, arkadaşlarından, çocukluğundan, gençliğini yaşadığı o sokaklardan ayrı bir yerde bulunduğu 15 yıl yine onlarla yaşamayı sürdürmüş içten içe.

Kişinin Kendisini Bulmak İçin Çıktığı Yol, Bir Gün Mutlaka Ardında Bıraktıklarıyla Kesişiyor“Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu” her ne kadar otobiyografik olsa da hayatın kişiyi bireysellik arayışı içerisinde kendi kimliğini keşfi ile arkadaşları ve ailesine karşı olan bağlılığı arasında bir tercih yapmaya ittiğini, bireyselliği bazen bu bağları kopartarak edinmekten başka bir yol olmadığını anlatıyor ve ekliyor; ‘Kendini keşfetmek yaşamının sonuna kadar acıtacak bir deneyim.’

Hepimiz yaşadığımız yere, çevremizdeki insanlara, belli bir gruba kendimizi ait hissetme ihtiyacı duyarız ve talihsiz olan ne yaşadığımız yeri ne de çevremizdeki insanları seçemiyor oluşumuzdur. Bireysellik arayışımız tam da bu noktadan doğuyor. Eğer bir kez aramaya başlarsak, kaçınılmaz olarak buluruz nereye ait olduğumuzu. Oraya gitmenin bir yolunu da tabi, tıpkı Dito gibi. O geçmişte yoksul ve kendisini devamlı tehlike altında hissettiği, ait olmadığını düşündüğü bir yaşantı sürdürüyor, arayışa başlıyor. Yolun sonunda kendisini bulduğu yerin yolun başlangıcı olması biraz trajik ve umutsuz. Ama olsun... Önemli olan yolun kendisi.

Yaşanan tüm o tehlikeli günlerde Dito’yu daha büyük ve daha güçlü olan arkadaşı Antonio koruyor sahiplenici bir tavırla. Fakat Dito hep bastırdığı kimliğini okul arkadaşı Mike sayesinde keşfetmeye başlıyor. Onunla edindiği yeni bir meslek, yeni hayaller seçim yapmaya götürüyor Dito’yu. Kız arkadaşı, ailesi, onun için hapse girmeyi bile göze almış arkadaşı ve hayalleri arasında yapacağı bir seçim.

Başlangıçta, filmde tanışacağımız bazı insanların film bitmeden önce öleceği konusunda uyaran ve zamanın tüm yaraları iyileştirdiğinin bir yalan olduğundan bahseden yıkıcı bir resim çiziyor film. Fakat buna rağmen izleyiciye acı içinde bir deneyim yaşatmanın aksine, hayatın acımasızlığına meydan okuyan, capcanlı bir hikaye sunuyor. Hepimizin ihtiyaçları birbirinden farklı ama gerekli olan ne varsa bulabilmenin yolu aynı yerden geçiyor.

Dito Montiel’in, gitmenin mi yoksa kalmanın mı daha doğru bir karar olacağına emin olmadığı, bu konuda bir yönetmen olarak net bir söyleminin olmamasından belli. Bunun yanında, kişinin uzaklara değil kendi içine yapacağı bir yolculukla cevapları bulabileceğine dair ufak bir ışık da yakıyor ve açıkça gösteriyor ki, gitmek çözüm değil. Çünkü yaşananlar da seninle birlikte geliyor dünyanın öbür ucuna kadar.

Bu da akla Cemal Süreya’nın bir sözünü getiriyor;

Gitmekle gitmiş olmazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.”


Gökçe Bilgiç
Gökçe Bilgiç

İzleme Listesi kurucusu, uzun yıllar farklı dijital dergiler için yazılar yazdıktan sonra nihayet kendi dergisini kurmaya karar verdi. Ayrıca yaklaşık 6 yıldır TRT Radyo 3'de sinema programları yapıyor. 

Yorumlar (0)

  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yap

Haberdar Olmak
İster Misin?

Sadece abonelere özel içerikler, film önerileri ve sinema dünyasından en güncel haberler için bültenimize katılın.