Özgürlük, direniş, korkmadan konuşabilmek, dilediğimizce yaşayabilmek… Bir süredir başka bir şey düşünemez olduk. Haliyle adaletsizliklere, zulme ve baskıcı rejimlere karşı sessiz kalmayı reddeden insanların hikâyesini anlatan filmleri gözden geçirmek istedim.
Tarih boyunca insanların devlete ve otoriteye karşısındaki mücadelesini anlatan çarpıcı hikâyeler sundu sinema. Bu listede, baskıcı sistemleri eleştiren 10 filmi kronolojik sırayla ele alıyoruz.
Metropolis (1927) – Distopik Bir Geleceğin İlk Temsili

Yönetmen Fritz Lang, bilimkurgu türünün temel taşlarından biri olan Metropolis’te sanayi devriminin yarattığı sınıfsal uçurumu distopik bir şehirde resmediyor. Zenginlerin gökdelenlerde lüks içinde yaşarken, işçi sınıfının yeraltında makinelere hizmet ediyor olması, adaletin 100 yıl öncesinde de tıpkı bugünkü gibi tecelli ettiğinin üzücü bir kanıtı gibi.
The Great Dictator (1940) – Diktatörleri Tiye Alan Cesur Bir Eleştiri

Charlie Chaplin, baskıcı liderlerin propagandalarını ve halk üzerindeki etkilerini hicivle anlattığı bu filmde, Hitler’e, Nazilere ve Yahudilere uygulanan baskıya yönelttiği sert eleştiriyi kara mizahla harmanlayarak ne kadar başarılı bir komedyen olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Filmin unutulmaz son konuşması, özgürlük ve insan hakları adına yapılan en güçlü sinema sahnelerinden biri olarak tarihteki yerini koruyor.
Viva Zapata! (1952) – Bir Devrimcinin Hikâyesi

John Steinbeck’in senaryosunu yazdığı, Elia Kazan’ın ise yönettiği Viva Zapata!, Meksika Devrimi’nin en önemli figürlerinden Emiliano Zapata’nın diktatör Diaz’a karşı isyanından başlayıp ölümüne dek geçen süreçteki mücadelesini konu alıyor.
Marlon Brando’nun Emiliano Zapata’yı canlandırdığı film halkın özgürlük talebini ve iktidarın yozlaşmasını gözler önüne seriyor.
Z (1969) – Adalet Mücadelesi

Costa Gavras’ın yönettiği bu politik gerilim, Yunanistan’daki askeri darbe sürecinde yaşanan gerçek olaylardan esinleniyor. Bir muhalif politikacının suikastı ve bu olayın üstünü kapatmaya çalışan devlet mekanizması, günümüzde de yankı uyandıran ve aşina olduğumuz bir hikaye olarak karşımıza çıkıyor.
A Clockwork Orange (1971) – Zorbalığın Sistematik Yüzü

Yönetmen Stanley Kubrick’in Anthony Burgess’in romanından uyarladığı film, şiddet ve devlet baskısı üzerine çarpıcı bir yorum sunuyor. Toplum kaosla düzen arasında denge kurmaya çalışırken, bir suçlunun devlet eliyle ıslah edilme şekli bireyin özgürlüğünün ne kadar manipüle edilebileceğini gösteriyor. Sistem şiddete son vermeye çalışıyor gibi gözükse de aslında kontrollü bir şekilde şiddeti destekliyor. Çünkü mutlak barış sistemin devamı için ciddi bir tehlike oluşturuyor.
The Lives of Others (2006) – Devlet Gözetiminde Bireysel Özgürlük

Alman yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck’ın 80’lerin Doğu Almanya’sından tarihi bir kesit sunduğu film, Stasi tarafından gözetlenen bir oyun yazarının hikâyesini anlatıyor. Devletin bireylerin özel hayatına nasıl müdahale ettiğini izliyoruz bir yandan. Diğer yandan, gözetleyen ve gözetlenen arasındaki çizginin bulanıklaşmasıyla, baskıcı rejimlerde vicdanın nasıl şekillendiği de etkili bir oyunculukla beyazperdeye yansıyor.
La Haine (1995) – Banliyölerin Çığlığı

Fransa’nın göçmen kökenli gençlerini merkeze alan La Haine, polis şiddeti ve toplumsal dışlanmışlık üzerine bir başyapıt. Fransa’nın kenar mahallelerinde geçen film, sistemin ezdiği gençlerin çaresizliği ve öfkesiyle şekillenen bir hikâye sunuyor. Yönetmen Mathieu Kassovitz siyah-beyaz çekimleri ve sert diyaloglarıyla, 90’ların en güçlü sosyal eleştirilerinden birini sunuyor.
V for Vendetta (2005) – Maskenin Ardındaki Devrim
Yönetmen James McTeigue’in totaliter bir rejime karşı savaşan gizemli bir adamın hikâyesini anlattığı V For Vendetta, otoriter hükümetler, medya manipülasyonu ve halkın susturulması konularını çok çarpıcı bir şekilde ele alıyor.
“Hükümetler halklarından korkmalı, halklar hükümetlerinden değil.” Film bunun gibi unutulmaz repliklerle ve kendini halkın özgürlüğü için feda eden V’nin hikayesiyle özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldi.
Children of Men (2006) – Geleceğin Distopyası

Alfonso Cuaron depremler, yangınlar, savaşlar ve salgın hastalıkların dünyayı yaşanılmaz hale getirdiği 2027 yılını resmediyor. İnsan ırkının üreme yetisini kaybettiği bir gelecekte, diktatörlükle yönetilen İngiltere’de umutlar tamamen tükenmişken tek bir kişinin mücadelesi her şeyi tersine çevirme şansına sahip.
Persepolis (2007) – Devrimin Gölgesinde Büyümek
İranlı yönetmen Marjane Satrapi’nin, Vincent Paronnaud’la ortaklaşa kurguladığı animasyon film Persepolis, politikanın tehlikeli yüzüne yöneltilmiş sert bir eleştiri. İran İslam Devrimi’nin ardından büyüyen genç bir kızın hikâyesini anlatırken, baskıcı rejimlerin üzerimizdeki yarattığı etkiyi çok güçlü bir şekilde işliyor. İran’dan Avrupa’ya uzanan bu aidiyet ve özgürlük arayışı özellikle kadın hakları ve devlet baskısı üzerine bir film arayanlara şiddetle tavsiyedir.
Özgürlüğümüzün ve bireysel haklarımızın ne kadar değerli olduğunu bize hatırlatan bu listeye ekleyecekleriniz varsa yorumlara yazın. Ne de olsa tarih boyunca baskıya karşı yükselen her ses, bir başkasına ilham olmaya devam edecek!
Yorumlar (0)
- Henüz yorum yapılmamış.


Yorum Yap