Bu yıl Cannes Film Festivali’nin en prestijli ödülü olan Altın Palmiye’yi kazandı Anora. Yönetmen koltuğunda Tangerine, The Florida Project ve Red Rocket filmleriyle tanıdığımız, çağdaş Amerikan sinemasının öncü yönetmenlerinden Sean Baker oturuyor. Sean Baker’ın senaryosunu, yönetimini ve kurgusunu üstlendiği film, New Jersey’de yaşayan seks işçisi Anora (Mikey Madison) ile zengin bir Rus oligarkın oğlu Ivan (Mark Eydelshteyn) etrafında şekilleniyor.

Ani (Anora kendisine böyle hitap edilmesini istiyor) gündüzleri uyuyarak, geceleri ise Headquarters adlı striptiz kulüpte dans ederek günlerini geçirirken, arkadaşları ile birlikte kulübe eğlenmeye gelen Ivan’la tanışıyor ve hayatı bir daha eskisi gibi olmayacak şekilde değişiyor.
(Buradan sonrası bolca spoiler içeriyor!)
Ivan, İngilizcesi yeterli olmadığı için Rusça konuşabilen bir dansçı istiyor ve yıllar önce memleketi Rusya’dan Amerika’ya gelmiş olan Ani, çat pat hatırladığı Rusçasıyla Ivan’ı eğlendirmek üzere masasına gidiyor. Anora’nın güzelliği ve eğlenceli mizacından çok hoşlanan Ivan ona cazip bir teklif yapıyor: Bir haftalığına sevgili olmaları karşılığında 15 bin dolar. Ani Ivan’ın bu teklifini kabul ederken biraz endişe duyuyor başlarda, ancak ihtiyaç duyduğu yüklü paraya da hayır diyemiyor.
Las Vegas’ta seks ve uyuşturucunun eşlik ettiği, Ani için rüya gibi geçen bir haftanın sonunda Ivan, Rusya’ya dönmek zorunda. İkili keşke birlikte daha çok zaman geçirebilsek diye düşünürken, Ivan’ın aklına dahiyane bir fikir geliyor; Anora’yla evlenerek yeşil kart almak.

Bana kalırsa film iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde izlediklerimiz bir peri masalını andırırken ikinci bölümde sert bir dönüşle her şeyin tepetaklak olmasına tanık oluyoruz. Ani ile Ivan’ın mutuz sonlu hikayesi aslında burada başlıyor.
Evlilik Ani’yi belki de hiç hissetmediği kadar derin bir gerçekliğin içine savuruyor. Ivan’la birlikte kavuştuğu lüks hayatın konforuna hemen alışan Anora, hiç beklemediği bir anda kendisini hayal kırıklıklarından oluşan bir kâbusun içinde buluyor. Kabusun başlangıcı bu evlilikten bir haber olan ve gerçeği öğrendiklerinde katiyen karşı çıkan Ivan'ın anne ve babası. Görevi Ivan’la ilgilenmek olan Toros ile yardımcısı Igor, ikilinin yaşadığı malikaneyi basıyor ve ikiliyi evliliklerini geçersiz kılmaya zorluyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Ivan, Anora’yı eve izinsiz giren bu kaba saba iki adamla baş başa bırakıp kaçıyor. İzleyici bu noktada Ani ile birlikte hızla havalandığı paraşütte, aynı hızla yere çakılmaya başlıyor.
Toros, Igor ve Ani günün geri kalanını Brooklyn sokaklarında Ivan’ı arayarak geçiriyor. En nihayetinde Pretty Woman izleyerek büyümüş bir nesil için gerçeklerle yüzleşme anı gelip çatıyor. Anora seks işçisi olduğu için ötekileştirildiği, değersiz görüldüğü bir toplumu neredeyse tek başına temsil eden Igor ile son kez yüzleşiyor.

Sean Baker'ın "Anora"sı genellikle esprili bir tonla süslenmiş enerjisi yüksek bir film. Üzüntünün yanında neşe, trajedinin içinde komedi, hepsinin ötesinde midemize yumruk gibi inen bir sonun ardından bile bizi umuttan yoksun bırakmayan hayatın ta kendisi var.
Yorumlar (0)
- Henüz yorum yapılmamış.


Yorum Yap